06.03.2010
BİR DE BAŞKA KADINLARA BAKMASA!
Orhan Kemal'in eşi Nuriye Hanım'ın anlattıklarına gelince...
Hanım'ın Çiftliği'yle yeniden gündeme gelen, romanları yeniden yayınlanmaya başlanan yazarımız en çok bayağılığa sinirlenirmiş. Sonra, "olduğundan fazla görünmeye, aşırı derecede boyanmaya, geceleri eve geç gelince kızılmaya, üzerine fazla düşülmeye, nereye gidip geldiğinin sorulmasına ve radyoda alaturka şarkıların lüzumundan fazla çalınmasına"... Nuriye Hanım da eşini çok seviyor ama onun eve geç dönmesine ve başka kadınlara fazla bakmasına kızıyor, üzülüyor...
Savaş ve Barış ile Anna Karenina'nın dev yazarı Tolstoy'un sadece eşi değil editörü, yayıncısı, halkla ilişkiler sorumlusu ve
gönüllü avukatı da olan Kontes Sonya'yı anlatan The Last Station, bize yazarların özel hayatlarının sıradan insanlarınkinden pek de farklı olmadığını hatırlattı. Anlaşılan zor olan yazarların hayatı değil, eşlerininki...
Farklı yönlerini rahatlıkla kabul edebildiğimi sanıyorum, çünkü ona hep ilk günkü gibi bir aşk, bir sevgi duyuyorum. O da kitabının her sayfasını yazarken günü gününe bana okuyor ve "En iyi yazar sensin" dememi istiyor. Vermeyi seven biriyim, yani yemek yapayım yedireyim, çay yapayım içireyim... Öyle bir anaç tarafım olduğu söylenir. Sanırım bunlar beni tatmin etmeye yetiyor. Eşime geçmişte daha az güvenirdim, artık eskisinden daha çok güveniyorum. Bir de şu var: Onu muhtemel günahlarına karşı şimdiden affettim...
Bu sözler Tuluyhan Tekelioğlu'nun ünlü çiftlerle yaptığı röportajlardan oluşan "Her Şeye Rağmen İkimiz" adlı kitapta yer alan Esin Koç söyleşisinden. Esin Koç, Melekler Erkek Olur Çif^pUlorin Tanrısı ve Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası adlı romanların yazarı Hamdi Koç'un eşi. Ve bana öyle geliyor ki, onun ağzından çıkan bu birkaç cümle benim yazar eşi olmanın başlı başına bir meslek, hem de zorlu bir meslek sayılması gerektiği iddiamı doğruluyor. Yazar eşi olmak iki yıllık bir okuldan mezun olunca edinilebilecek türden bir zanaat değil zira. Tam aksine, özverinin, gerektiğinde kendini feda etmenin şart olduğu bir sanat.
Insanın kendi arzularını, gereksinimlerini ikinci plana itip birlikte olduğu kişinin kaprisleriyle, hezeyanlarıyla. Bunalımlarıyla, yaratma sancılarıyla, uykusuz geceleriyle örülmüş ikinci bir hayat kurması, sekreterlik, editörlük, restoran işletmeciliği ve bilumum öteki becerilerini sergilemesi şart.
18 yaşındayken 38 yaşındaki güçlü, zengin, entelektüel ve dünyaca ünlü bir erkekle evlenerek 50 yıl müddetle onun şahsi asistanı olan Sonia Tolstoy'un yaptığı gibi... Anna Karenina, Savaş ve Barış gibi dev yapıtların yaratıcısı olan Lev Tolstoy'un Sonya'sı sadece kocasının kitaplarını yayınlayan bir yayınevi bile kurmuş. Amacı sadece huysuz, aksi ve kavgacı kocasının üzerindeki yükü hafifletmek değil, aynı zamanda 13 çocuğunu geçirdirebilecek parayı kazanmakmış. Zira bütün büyük yazarlar gibi, ailevi sorumlulukları Tolstoy'un pek de umurunda değilmiş. Sonya eşinin işleriyle öyle yakından ilgiliymiş ki, ünlü Kreutzer Sonat'ı sansürün gazabına uğrayınca bizzat Çar IH'üncü Aleksander'a giderek romanın serbest bırakılması için yalvarıp yakarmış. Yalnızca aşktan değil sanırım; günlüklerinde de belirttiği gibi, 50 yılını verdiği bir adamın yapıtları üzerinde hak sahibi olma arzusundan.
Bu durumda tabii insan merak ediyor; bizdeki yazar eşleriyle konuşulsa neler anlatırlardı, hikâyelerinden neler öğrenirdik diye...
Cevabı, Timaş'tan çıkan Eşlerine Göre Ediplerimiz adlı kitapta... İşte oradan öğrendiklerimiz...
Eşine göre Oktay Rifat çok iyi marangozmuş, evdeki bütün masa, koltuk ve sandalyeleri o yapmış. Sonra çok iyi bir midye pişirme üstadıymış. Nurullah Ataç da müthiş salatalar yaparmış. Ahmet Muhip Dıranas ise evde çıplak ayak gezer, ayağına kati surette bir şey giymezmiş. Bedri Rahmi Eyüboğlu bir ütü tamir etmek, bir de beş dakikada evin altını üstüne getirmek konusunda pek hünerlivmis. elinden başka da bir is gelmezmiş. Çalışma odasına kimseyi kabul etmeyen Halide Edip Adıvar yazmaya başlayınca durmak bilmezmiş. Sabahlara kadar... Evde çıt çıksa öfkelenirmiş. Yine de Adnan Adıvar eşinin yazarlığını desteklemekten bir an vazgeçmemiş. îşinin "her şeyi" olduğunu söyleyen Halide Edip için ev hep sessiz, sakin ve huzurlu bir yer olarak kalmış.
DUALAR VE RUH ÇAĞIRMA SEANSLARI
Peyami Safa'nın eşi Nebahat Safa, evlendikten sonra bohem hayatı bırakan kocasına eserlerinin hiçbirinde onu anlatmadığı için sitem ediyor.
bol ıra eşmııı lablatustu inançlarından söz ediyor. 13 rakamını tehlikeli bulur, 9 rakamının uğuruna inanırmış.
Duanın kanseri iyileştireceğine, hatta ölüyü diriltebileceğine de... "Rüyalarımın beni aldattığını daha hiç görmedim" diyecek kadar da cüretkârmış. Yazarın eşiyle fotoğraf çektirmediği söyleşiden öğrendiğimize göre, Nebahat Hanım da ruh çağırma seanslarıyla ünlü.
ÇALIKUŞU'NUN KURBANIYIZ
En sevdiği yazarın eşinden evvel Halide Edip Adıvar olduğunu söyleyen Hadiye Güntekin kitapta yer alan söyleşide, Anadolu'nun ücra bir köşesinde karşılaştıkları bir muallimenin içler acısı halini anlatıyor. Muallime Reşat Nuri Güntekin'i görünce yakasına yapışmış: "Ben ve benim gibiler sizin Çalıkuşu'nun kurbanıyız. Zannettik ki insan fedakârlık ve ideal yoluna girerse Feride gibi muhakkak saadete erişir. Ama işte, halimiz böyle oldu!"
TOLSTOY'UN BUYUK AŞKI NAZIM BEY'E KAÇIYOR
Sermet Sami Uysal, Eşlerine Göre Ediplerimiz adlı kitabı 1950'lerde yazmış. Hikâye şöyle... Uysal ilk romanını Cumhuriyet gazetesi'nin o dönemdeki genel yayın yönetmeni Cevat Fehmi'ye götürür. Romandaki karakterlerden biri de Tolstoy'dur. Üstelik romanda anlatılanlar gerçekten yaşanmıştır.
Sonya'yla evli olan Tolstoy, Çarlık orduları Başkumandanı Prens Nikola bolenski'nin kızı Elisabeth'e görür görmez âşık olur. Elisabeth yazarın küçük kızının da en yakın arkadaşıdır. Üstelik Yunan tahtının varisiyle nişanlıdır. Fakat hayat bu; Elisabeth günün birinde bir dergide Nazım Bey isimli bir Türk'ün fotoğrafını görür. Çalıkuşu ve Yaprak Dökümü'nün yazarı Reşat Nuri Güntekin'in kuzeni olan Nazım Bey'den öylesine etkilenir ki, tacı tahtı unutup önüne çıkan her engeli aşarak Türkiye'ye gelir. Sonunda da onunla evlenir.
Roman Cumhuriyet Gazetesi'nde hemen, üstelik fotoğraflarla tefrika edilmeye başlanır. Ama beklenen ilgiyi görmez. Bunun üzerine Cevat Fehmi, Uysal'dan Eşlerine Göre Ediplerimiz adlı bir yazı dizisi hazırlamasını, bunun için de yaşayan Türk yazarlarının eşleriyle tek tek söyleşi yapmasını ister. Meğer Reşat Nuri Güntekin'in Ateş Gecesi adlı romanı da Hollyvvood yıldızlarını aratmayacak kadar yakışıklı bir adam olan Nazım Beyin bir başka macerasını anlatıyormuş.